Kütahya – Türkmen Dağı Bisiklet Turu, Kış Sezonu 2. Dağ Bisikleti Turu

Türkmen Dağı Kütahya’nın 40 kilometre doğusunda bulunuyor. Doğal güzellikler ve dağ bisikleti rotaları açısından bulunmaz bir cennet adeta. Daha önce bir kez, Kütahya Gençlik Merkezinin düzenlediği doğa yürüyüşü için gitmiştim.

Bisiklet grubumuzdan Hasan, Kütahya – Türkmen Dağı bisiklet turu için beni davet ettiğinde baya bi çekici geldi. Derhal kabul edip rota araştırmasına başladım. Gideceğimiz yer, 40 gidiş 40 geliş toplam 80 kilometre idi. Eğim olduğunu da biliyordum.

Ama bir hata yaptım. Eğim grafiğini çıkartmayı unuttum. Türkmen Dağı bisiklet turu beni beklediğimden kat kat daha fazla zorladı.

Bisiklet turunda, gidiş geliş toplam 1700 Metre tırmanış… Hesaplamayı unutmak için baya yüksek bir rakam.

80 km yol + Everest Dağının beşte biri yüksekliğe sert tırmanış. Ayrıca tırmanışın da tek parça değil 3 parça olması psikolojik olarak yıldırıcı oldu. Eğim haritasını bisiklet turumuzun en sonunda bulabilirsiniz.

Turdan Önceki Gün

Kış mevsiminde bisiklet sürerken yanıma aldığım kıyafetleri akşamdan hazırladım. Turda yiyeceğim yemeği evden getirmeye karar verdim.

Akşamdan kalma tost vardı onu da paketleyip uyudum.

Kütahya – Türkmendağı Dağ Bisikleti Turu

Sabah 08.40 gibi kalktım. Akşamdan hazırladığım kışlık bisiklet giysilerini üzerime geçirdim. Yarım ekmek tost belki yetmeyebilir düşüncesiyle, bir yarım ekmek arası tavuk burger daha hazırlayıp çantaya attım.

Bisikletimi sokağa çıkartıp kilometre saatimi sıfırladım.

Diğerleri ile buluşacağımız yere doğru yol almaya başladım. Hava soğuktu hafiften sis vardı. Fakat daha 1 dakika geçmeden ben ısınmış, kıyafetlerim sayesinde rahat bir şekilde yol almaya başlamıştım bile.

Sonraki durak fakir bisikletçilerin yakıt istasyonu;

Güneş daha yeni yeni yüzünü gösterirken, biz BİM’den alışverişimizi yapıp yola çıktık. Kütahya Mekke Camii’nin yanından geçip, Hava Tugayı’na giden alt geçitten yolumuza devam ettik.

Hava Tugayı yoluna çıktığımızda, güneş bir anda yok oldu ve yogun sis bulutunun içinde kaldık.

Tugay yolundan hiç durmadan Alayunt’ a doğru pedalladık. Sis neredeyse kaybolmuş güneş tekrar ufukta parıldamaya başlamıştı.

Yeni yapılan Siner yolunda güneş ışıkları eşliğinde pedalladık. Yine yer yer hafif sis vardı. Bomboş yolda yavaş yavaş ısınmaya başlayan hava ile pedallamak çok güzel birşey.

Siner Mahallesinin içinden geçip Alayunt’ a vardık. Alayunt’tan Organize Sanayi bölgesi yoluna saptık.

Burada söylenmesi gereken bir not. Çok çok fazla köpek var bu bölgede. Yolu buralara düşecek bisikletçiler varsa baştan belirteyim. Eğer bizim gibi köpeklerden kaçmayan bisikletçiler iseniz sorun yok. Fakat korkuyorsanız başka yoldan geçmenizi veya yanınıza Dazer* almanızı tavsiye ederim.

*Köpeklerin duyabileceği frekansta bir ses çıkarıp onları rahatsız eden alet.

Organize Sanayi bölgesini gerimizde bıraktık ve Büyüksaka’ ya doğru devam ettik.

Büyüksaka yolun altında göründü.

Büyüksakayı geçip yaklaşık 2 kilometre yol aldıktan sonra işler biraz değişti. Bayırlar gelecekti evet bunu biliyordum. Ama daha 45 kilometrelik yolun 20 kilometresini geride bırakmıştık. Bu kadar erken geleceğini tahmin etmemiştim.

Muhatboğazı’ nı geçip, yukarıdaki gölete doğru devam ettik. İşte tam bu bölgede yol 300 metre boyunca buzluydu. Gün içerisinde hiç güneş ışınları düşmüyor sanırım. Yol kenarlarında kar bile vardı.

Nihayet gölete gelip mola verdik.

Göletin suları çekilmiş. Malum Ocak ayının ilk haftası bitti fakat havalar bahar havası gibi.

İşte sizlere 1 yıl önce bügünden bir kare 08 Ocak 2016 iki havayı da karşılaştırmak sizlere kalmış 🙂

Tırmanış terletmeye başladı, rüzgarlıkları çıkartıyoruz. Göletin etrafından kıvrılarak Muhatboğazı’ na paralel yoldan tırmanışa devam ediyoruz.

Çıkışlar devam ederken ileride bir çeşme görüyoruz. Suları tazeleyip, bir kare fotoğraf çekindikten sonra yolumuza devam ediyoruz.

Bu noktadan sonra işler tekrar şekil değiştiriyor. Çıkışlar daha dik bir hal alıyor. Dik bayırları ardı ardına deviriyoruz. Bazen fotoğraf çekinmek ve soluklanmak için duruyoruz.

Su içtiğimiz plato artık aşağıda kaldı. Bu noktaya geldiğimizde Bayram hocamızın kaskı yolun kenarından aşağı yuvarlanıyor.

Fotoğrafta belli olmasa da yol kenarı uçurum. Hasan hızla inip, aşağıdan kaskı alıp geliyor ve benim fotoğraflarımı çektiği makinası ile bir adet selfie çekiyor.

Arkamızda geldiğimiz yol ve Ürünlüçifliği gözüküyor.

Tırmanışa devam etmek için hazırlanıyoruz. Hasan’ ın aero barına taktığı kaskı bir anda uçuruma düşüyor. Gülmekten kendimi alıkoyamıyorum.

Arkamızda dağlar benzersiz bir manzara oluşturuyor. Fakat bu durumu fotoğraflar ile sizlere aktaramıyorum maalesef.

Yükselti arttıkça karlar içinde kalıyoruz. Mola verdiğimiz sırada gruptakiler dinlenirken. Ben yol kenarlarındaki su birikintilerine taş atarak, üzerlerindeki buzları kırmaya çalışıyorum.

Bu sırada gittiğimiz asfalt yola paralel yukarıda bir yol dikkatimi çekiyor. Bisikletime atlayıp oraya doğru gidiyorum.

Vardığımda bulduğum şey benzersiz. Diğerlerini de çağırıyorum. Birlikte buz tutmuş göletin üzerine çıkıp fotoğraf çektiriyoruz.

Buz üzerinde kayarak vekit geçirdikten sonra tekrar yola dönüyoruz. Daha 100 metre bile gitmeden karşılaştığımız manzara bizi mutlu ediyor. Sonunda inişe geçiyoruz. Karşımızda bugün burada olma sebebimiz olan Türkmen Dağının zirvesi gözüküyor.

Bahardan Kalma. Bu fotoğraf Kadir Gökbel adlı şahsa ait.

İnişle karşılaşmanın mutluluğu ile fotoğraf bile almadan rüzgarlıkları giyip inişe geçiyoruz.

Kilometre saatime bakıyorum. Hız 20-30-40-50-60 gittikçe artıyor. Ormanların içinden inerken birden tehlike çanları çalıyor.

İleride asfalt yol birden çamura dönüşüyor. Hemde tekere saran cinsten, çukurlarla dolu bir çamur.

İnişimiz bir anda zehir oluyor. Aşağıda düzlüğe varana kadar yaklaşık 100 metre uzunluğunda çamur yollardan geçiyoruz.50 km hızla girdiğim çamur her tarafımı kırmızıya boyuyor.

İçinden geçtiğimiz Söğütyaylası köyünün durumu daha kötü. Camiye giden iki amca, daha bu şekilde çok yol kat edeceğimizi söylüyor. Yoldaki çukurları kapatmak için dökülmüş toprak fayda yerine zarar sağlıyor.

İşte bisikletin hali.

Bisikletin zinciri dahil her tarafı çamur içinde kalıyor. Pedal basarken sesler çıkıyor, maşa boğazına dolan çamur maşa bacaklarını sarıyor. Durum rezalet. Durup biraz temizliyoruz.

Yola tekrar çıkıyoruz. Pedal bastıkça çamurlar üzerimize fırlamaya devam ediyor. Çamurla cebelleşirken nerede olduğumuza bakmıyoruz bile. Türkmen Dağı eteğindeki Lütfiye köyünün yakınına gelmişiz bile. Köye girmeden dağın zirvesine çıkan toprak yola sapıyoruz.

Fakat bu yol da güneşin etkisi ile donu çözülmüş ve tekerlere saran çamura dönüşmüş. Durum bizi çok yoruyor. Bisikletlerimiz  kaldıramayacağımız kadar ağırlaşıyor. Kadroda biriken çamurlar tekerin dönmesine engel oluyor.

Tırmanış çok sert, yolun hafif kuru kısmına ulaşıp bisiklete tekrar biniyorum. Karnım çok açıkıyor bu arada. Durup fotoğraf çekinmek bile zor geliyor bir an önce zirveye varmak istiyorum.

Gurup aynı şekilde yorgun. Çamurla geçen dile kolay 13 kilometre motivasyonumuzu yerle bir etti.

Vücudumuzda kalan son enerji parçası ile nihayet zirvenin hemen yanındaki gölete ulaşıyoruz. Herkes yiyeceklerini çıkarıp yemeye koyuluyor.

Herkes tükenmiş halde. Saat 3.15 Eğer yemeği yer yemez çıkmaz isek karanlığa kalacağız.

Ne getirsem bitirdim. 1 bütün ekmek bitti. Daha da doymadım. Artık ne kadar enerji yaktıysak.

Saat 3.30 oldu. Hazırlanıp inişe geçmeden önce son kez fotoğraf çektiriyorum.

Karşıda çorak tepenin üzerinde gözetleme kulesi gözüküyor. İşte o kısım Türkmen Dağının Zirvesi. Fakat bizim oraya gidecek ne vaktimiz ne de gücümüz kaldı. Derhal inişe başlıyoruz. Üzerimize sıçrayan çamurları umursamadan 60 kilometre hızla iniyorum aşağı.

Açıklığa çıktığımda, fotoğraf çekmek için duruyorum. Diğerleri yanımdan hızla geçiyor. Kütahya’ya ulaşabilmek için karşıdaki dağları tekrar aşmamız gerekiyor.

Dağ bisikletlerimizle çamurdan heykeller gibi inip sonunda asfalta ulaştığımızda, Hasan bana çamurluk görüp görmediğimi soruyor.

Ön çamurluğu düşmüş. En arkadan ben geldim fakat çamurluk felan görmedim. Hasan dahil gurupta kimsenin geri dönecek gücü kalmadı. Daha önümüzde 10 kilometrelik çamurdan bir tırmanış var.

Şu an bu bisiklet turunu yazarken bile o anları hissettim inanın. Oturduğum yerden o anki yorgunluğu, bacak kaslarımdaki yanmayı. dizlerimdeki ağrıyı hissettim.


Bu kısmı es geçiyorum. Anlatmaya değecek birşey yok. Mordor yolundaki Frodo Baggins’ ten hiçbir farkımız yoktu. Çamurda pedal basan zombiler gibi tekrar inişe geldik. Herkesin yüzü gülmeye başladı. Vakit kaybetmeden inişe geçtik.

Saatlerce tırmandığımız bayırları saatte 60-70 kilometre hız ile 15 dakikada indik. Muhatboğazı göletinin orada hiç ışık görmeyen buzlu bir yer var demiştim hatılarsanız. Tam orada arka tekerimin hafiften kaydığını hissettim.

Aklıma diğerleri geldi. Çok hızlı iniyordum aramız açılmıştı. Düşmemelerini umdum sadece.

Yol hafiften düzleşince durup diğerlerini beklemeye koyuldum. Fakat 5 dakika geçti, hala görünürde yoklardı. Buzlu virajda birisinin düşmüş olabileceği fikri tekrar üşüştü kafama. Çıkarıp telefonu Hasan’ ı aradım.

Hasan virajda kaymış ve düşmüş. Yolda olduklarını söyledi. Ağır bir yaralanma olmamış gurupla birleşip Kütahyaya doğru pedallamaya devam ettik.


Vardığımızda hava kararmıştı. Ben, Ramazan ve Semih bisikletleri yıkamak için benzinliğe girdik. Bisikletleri temizledik, biraz da dinlenmiş olduk. 15 dakika sonra eve varmıştım.

Bu tur beni Eskişehire gidip geldiğim günü birlik 180 kilometrelik turdan daha çok yormuştu.

Çamur bu konuda 1700 metre tırmanıştan daha zorlayıcı oldu benim için.

İşte turun rotası ve eğim haritası.

Bir turun daha sonuna geldik. Başka turlarda görüşmek dileği ile. Mutlu kalın.

 

Facebook ile yorum yapın.

Halil Cin

Kütahya doğumlu, bisiklet, dağcılık, gezi, tur, koşu, kamp tutkunu, 22 Yaşında doğa hastası birisi.

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

2 Cevaplar

  1. Anonim dedi ki:

    Gezgincin, fotoğraflar doğanın yansıması ile harmanlandığından mı bu kadar hoş; yoksa açı, odaklama, profesyonel makine gibi teknik detaylardan mı bilinmez ama pek çok dış çekim fotoğrafçısına taş çıkarır nitelikteler. Belki bir gün ekibinle hobi olarak başlayıp ticari anlamda devam ettirirsiniz bu fotoğraf işini…

    • Halil Cin dedi ki:

      Öncelikle şaşırtıcı ve bir o kadar cesaret verici yorumunuz için teşekkür ederim.
      Hergün yeni birşeyler öğrendiğim bu blog dünyasında daha yolun başındayım. Amacım benim gibi bisikletten, doğadan hoşlanan kişilere ulaşmak. İnsanların delice gördüğü şeyleri, özgürce yapmaktan mutluluk duyan insanlara, adım atabilecekleri güzel topraklardan bahsedip onlarla iletişim kurmak. Bunu yaparken yazıdan çok mekanın çekiciliğini gösteren fotoğraflar göstermek önemli.(Her ne kadar bunu orantılı yapamasam da…).
      Fotoğraf makineniz ne kadar değerli ise gördüğünüzü insanlara aktarmak o kadar kolay oluyor. Fakat bu noktada çektiğimiz tüm fotoğrafların 8 megapiksel kamera çözünürlüğüne sahip 600 TL değerinde bir telefondan çekildiğini belirtmek isterim. Umarım profesyonel fotoğraf ekipmanına sahip kişiler benimle iletişime geçip tur davetinde bulunurlar. Daha paylaşmak istediğim, sadece bir elin parmakları kadar bisikletin geçtiği patikaları, değerli kişilere daha güzel şekilde aktarmama yardım ederler.
      Değerli düşünceleriniz için tekrar teşekkür eder iyi günler dilerim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.