Bisikletsiz Bir Yaz Ve Yasaklı Hayaller

Her sene yaz ayları daha ufukta bile görünmeden ben bu ayları nasıl geçireceğime dair planlarımı kurmuş hayallerimle birlikte paketleyip göz önünde bir yere kaldırmış oluyorum.

Günümüzde insanların hayallerinin vazgeçilmez yapı taşı olan para ne yazık ki benim hayallerimin de bir parçası. Fakat insanlar parayı amaç olarak arzularken ben amaca ulaşmak için gerekli bir ihtiyaç olarak görüyorum. İçinde bulunduğumuz dünyada insanlar bir şeyi delicesine isterken kendilerine fayda sağlamasını gözetmiyorlar. Kendilerine sorulduğunda sonuna kadar inkar etseler de böyle.

Zaman  zaman insanın içgüdüsel olarak bazı duyguları ortaya çıkmak istese de… Bu duyguları gerektiğinde bastırmak gerçekten önemli fakat bu günümüzde çoğumuzun yapamadığı bir şey. Modern dünyanın da bu duruma kötü etki ettiğini belirtmekte fayda var. Birkaç örnek vermek istiyorum;

A şahsiyeti toplumda sosyal statü kazanmak için motosiklet sahibi olmak istiyor. B şahsı hayalindeki tura çıkmak için motosiklet sahibi olmak istiyor. Çocuklarımızı oyalamak için televizyon karşısına oturttuğumuz günümüzde, Televizyondaki motor reklamı motoru ”Erkek adamın özelliği” olarak sunup ”Eğer ona sahip olursan tüm gözler senin üzerinde olacak!” algısını yaratması da bu duruma iyi yönde katkı sağladığı söylenemez. Neyse… Sanki kendim dört dörtlük bir ütopyanın üyesi olacak kadar kusursuzmuşum gibi bu tür şeylere laf atıyorum. Hemen bu yaz yaşadığım olaylara geçmek istiyorum.

18 Haziran günü bisikletle okula gittim. Bisikletimi fakültenin kullanılmayan deposunun önündeki merdivenlere kilitleyip oradan ayrıldım. 2 saat sonra geri döndüğümde, beyaz olan bisikletimin siyaha boyalı olduğunu gördüm. Olayı idrak etmem yaklaşık bir 5 dakikamı aldı, ilk dakikalarda ifadesiz bir şekilde boş boş bakarken sonrasında öfkeden içim içime sığmıyordu. O gün orada bisikletim bir çakmak ile yakılmıştı.

Bir insanın bunu yapmasındaki amaç ne olabilir diye düşündüm, kendine ne sağlayacaktı ayrıca bir çakmak ile bisikletin kadrosunu (bisikletin iskeleti olan yapı) beyazdan siyaha çevirecek işi sabırla yapan kişinin gerçekten kişilik ve insanlık olarak probleminin ne olduğunu merak ettim. Elbette bu düşünceler o kişiyi bir kazığa bağlayıp diri diri yakma fikrinden sonra geldi. Evet kendisine hiçbir şekilde zararım yokken beni kasten inciten kişilere aynı acıyı yaşatmak istiyorum. Bazen de hayal bile edemeyecekleri şekilde… Benim sorunum da bu. Tıpkı herkes gibi ben de temel insani duygulara hakim olamayarak intikam almak istiyorum.

Tıpkı kabullenmenin beş aşamasındaki gibi. İlk önce inanamadım, inkar ettim. Daha sonra öfkelendim, ”NEDEN BEN?” sorusunu sordum. Son olarak üzüntü ve kabullenme ile bisikletime binip evin yolunu tuttum.

Üniversiteden eve toplam 13 Km mesafe var herhangi bir sorun yaşamadan eve vardım. Aradan 2 gün geçti bisikletimi bahçeye çıkarttım ve temizledim.

Sonuç harikaydı. Siyah yanık izlerinin tamamen ateşin oluşturduğu is ve dumandan ibaret olduğunu öğrenmem keyfimi yerine getirmişti. Tüm bakımlarını yaptıktan sonra bisikletimi tekrar eve çıkarttım. Ertesi gün en yakın arkadaşlarımdan birisi bisikletimi ödünç almak istediğini söyledi. Bende eve gelip alabileceğini söyledim.

Arkadaşım eve geldi, bisikleti yola çıkarttım üzerine atlayıp pedal çevirmeye başladım. Ama bir şeylerin yanlış olduğunu anlamam uzun sürmedi. Pedal basıyordum fakat bisikletim ilerlemiyordu. İlk önce her insanın aklına gelebileceği gibi zinciri kontrol ettim fakat zincir dişlilerin üzerindeydi ve dişliler sorunsuz şekilde dönüyordu fakat bisiklette hareket yok. İlk önce kabullenmenin 5 aşaması ve ardından arkadaşıma söz verip onu yarı yolda bırakmanın verdiği mahcubiyet…

Ramazan ayındaydık bisikletimi ikamet ettiğim Kütahya’dan satın aldığım ve servisinin bulunduğu Eskişehir’e  götürmem gerekiyordu. 1 haftalık mücadeleden ve 1 başarısız girişimden ( Saat 6.30 da oraya vardım ve servisin saat 6.00 da kapandığını öğrendim.) sonra nihayet servise teslim ettim.

Bana fabrikayı arayıp yeni bir jant göbeği sipariş edeceklerini 1 hafta içerisinde hiçbir ücret ödemeden bisikletimi teslim alabileceğimi söylediklerinde neşem yerine gelmişti. Hatta konu hakkında Kütahya’daki bisiklet camiasına memnuniyetimi belirtirken içim içime sığmıyor herkese kullandığım markayı öneriyordum.

Elbette işler beklendiği gibi gitmedi. Ne bekliyoruz ki zaten burası Türkiye…

Aradan yaklaşık 20 gün geçti. Üyesi olduğum bisiklet grubu ”Nerede kaldı senin bu bisiklet?” sorularını artırdığı sırada beklediğim arama geldi.

Telefonu açtım;

-Alo,

-Halil bey bisiklet servisinden arıyorum,

-Evet buyurun Hocam,

-Fabrika bisikleti görmek istiyor, göbeği göndermediler soruna kendileri bakmak istediler.

-Peki Hocam biliyorsunuz Türkiye turu planım var zaten takvimin gerisindeyim, çabuk hallolması gerekli,

-Sen yarın Istanbula kargola onlar yapıp geri gönderecekler.

-Tamamdır, sağolun kolay gelsin.

Kara bulutları tepemde fazlasıyla hissettiğim andı. İşlerin daha da kötüye gidebileceğini tahmin etmeliydim.

Ertesi gün arka tekerimi çıkartım karton kutuya koyarak Istanbul’a kargoladım.

Aradan bir buçuk ay geçti. Kütahya’daki bisiklet grubunda hiç kimse bana 1 günlüğüne arka teker ödünç vermedi vermek istemedi, o gün bisikletleri bodrumlarında yatsa bile… Beni tanısaydınız bu durumun sebebini; benim Emanete yanlış davrandığım veya insanlarla anlaşamadığım olarak düşünmeyeceğinize eminim. Tur planım yüzünden Servise yaptığım baskılar fabrikaya ulaşma çabaları derken koca bir yaz, hayaller rotalar çöpe gitmişti bile.

Sonunda haber geldi ve bisikletimin yolda olduğunu öğrendim. Ertesi gün koşarak eve geldim. Kargo kolisini elime aldığımda bir gariplik vardı. Sanki baya bi hafif gibiydi. Ve yine korktuğum başıma geldi. İdrak etmem biraz zaman alsa da sorunu anladığımda öfke krizleri geçirecek düzeye gelmiştim. Arka jantım gelmişti fakat üzerinde bulunması gereken 10 tane dişli ve hidrolik fren diski yoktu. O haliyle hiç bir işime yaramazdı.

Derhal Eskişehir’e telefon açtım. Fabrikayı aramam gerektiğini söylediler. Fabrikayı aradım ve yetkili kişi bana ”DİŞLİLERİ VE DİSKİ GÖNDERDİĞİNİZİ İDDİA EDİYORSANIZ BİZ BİR BAKALIM”  dedi. İnanabiliyor musunuz? Dolandırıcı, hırsız, yalancı konumuna düşmüştüm. Bunu da beyin süzgecimden geçirmem biraz zaman aldı. Bazen insanın sakin kalması gerçekten büyük bir uğraş gerektiriyor.

Ertesi gün kalan parçalar, bir özür telefonu, suya düşen büyük tur hayali ve bunların yaşanması için özel uğraş gerektiği düşüncesi ile bir köşede sessiz sedasız oturuyordum.

Peki ya bu süreçte 1 jant göbeği alacak param olsaydı bu üç ay nasıl geçebilirdi? İnsanların yolunda gitmeyen işleri için kullandıkları ”Hayırlısı buymuş demek ki ” söyleyişini kullanmadım ve kullanmak istemedim. Tüm o planlarımı gezeceğim yerleri yazacağım günlükleri düşününce ”Hayırlısı ” demeye gönlüm elvermedi çünkü…

Bu  günlük bu kadar, Tüm yazıyı okuyacak kadar sabırlı birileri varsa iletişime geçsin ona bişeyler hediye edeyim. Hayallerinizin gerçekleşmesi dileği ile…

 

Facebook ile yorum yapın.

Halil Cin Yazar:

Kütahya doğumlu, bisiklet, dağcılık, gezi, tur, koşu, kamp tutkunu, 22 Yaşında doğa hastası birisi.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.